history_eduKüçük Enişte

9. Bölüm / Ansızın Gelen Haber

format_list_numberedBölüm 9 / 10

Duyduklarım karşısında gerçekten çok üzülmüştüm. Tanış olmayı ümit ettiğim insan artık yoktu ve son nefesini vermişti. Furkan için çok daha zor olmalıydı. Çünkü dedesini çok sevdiğini, onun sırdaşı ve dostu olduğunu söylemişti.

Belki de dünyada en çok sevdiği, güvenebildiği ve kendini açabildiği tek insanı kaybetmişti. Kim olursa olsun, insan kaybetmenin ağırlığını kaybedenler dışında kimse tam anlamıyla hissedemez.

Uçağın kalkma vakti gelmişti. Eve gitmekle geri dönüp Furkan’a gitmek arasında ince bir çizgide duruyordum. Furkan’ın direkt beni araması ve dedesinin ölüm haberini vermesi, “Hocam benim nefesim kesildi, lütfen yanıma gelip bana nefes olun” demenin farklı bir versiyonuydu.

Yardım çığlıklarını arayıp haber vermekle duyurdu. Zaten sesinden de anladığım gibi ikinci cümleye başlayacak mecali yoktu… Kuracağı ikinci cümle için içine çekeceği nefesi kalmamıştı. O yüzden sadece “Hocam, dedem vefat etti” demekle yetindi.

Onu bu durumda yalnız bırakamazdım. Furkan’ın şu an hocadan daha çok yeni bir arkadaşa, dosta ve dertleşeceği bir sırdaşa ihtiyacı vardı. Ve bunu ona ben vermeliydim.

Furkan’ın zor bela kurduğu cümleye karşılık “Tamam Furkan’cım, sen şimdi sakin olmaya ve annenene destek olmaya çalış, ben hemen geliyorum” dedim ve telefonu kapattım.

Bir yandan yeni gelişen bu durumdan eşimin haberi olunca ne kadar üzüleceğini düşünüyordum. Ama bu tarz durumlarda anlayışlı ve olgun davranan biri olması beni fazlasıyla rahatlattı. Hemen onu arayıp durumu güzelce izah ettim ve gecikeceğimi hatta bugün gelemeyeceğimi söyledim. Her ne kadar üzülse de iyi düşünmüşsün diyerek bana destek oldu. Eşimle tekrar vedalaştıktan sonra Serik ilçesine doğru hemen yola koyuldum.

Bu sadece bir yerden bir yere gitmek değildi. Bir insana nefes olmak, ona tekrar hayat vermek için yapılan bir hicretti. Cenaze günleri, insanın en çok dost ve arkadaş aradığı günlerden biridir. Bu günde Furkan’ı yalnız bırakmamak aynı zamanda yeni bir dost kazanmaktı. Ve onun gönlünü fethetmekti. O yüzden cümlelerime başlarken bu bir hicretti dedim.

Furkan’ın kalbini fethetmek için yapılan bir hicret…

Bu arada Furkan bana evin konumunu WhatsApp üzerinden çoktan atmıştı. Arabadan indikten sonra konumu açıp eve doğru yürümeye başladım. Eve geldiğimde kimseyi göremedim. Normalde cenaze evleri kalabalık olurdu ama burada henüz kimse yoktu. Demek ki daha yeni vefat etmişti ve Furkan hemen beni aramıştı.

Furkan beni kapıda karşıladı ve koşup boynuma sarıldı. Ağlıyordu, ağlamaktan gözleri şişmeye başlamıştı bile. Şimdilik onu teselli edecek vaktimiz yoktu, hemen dedemizin yanına gidip ilk etapta gerekenleri yaptım. Üzerini ince bir örtüyle örttüm ve Furkan’a dönüp, “Babanlara haber verdin değil mi, geliyorlar mı?” diye sordum. “Evet hocam, geliyorlar ama cenazeyi bugün değil, yarın defnedecekler.” Dedi. “Olur, onlar gelinceye kadar biz de dedemize dua ederiz ve Kur’an okuruz.” Dedim.

Furkan beni gördükten sonra göz yaşlarını akıtmak yerine içeride hapsetmeyi tercih etti. Çok üzülmüştü ve konuşup dertleşmek istiyordu.

Sözü ben başlattım: “Hayat böyledir Furkan’cım, biri gider biri gelir. Ölüm Allah’ın emridir. Geldiği vakit kimseyi dinlemez, alır götürür. Deden de bir gün senin gibi gencecikti ve gelecek hayalleri, planları vardı. O yıllar onun için su gibi akıp geçti. Ölüm geldi ve onu bizden alıp götürdü. Ama deden yanında bir şey götüremedi. Bak karşımızda yatıyor. Elbiseleriyle kendi evinde yatıyor. Evi de burada, cebindeki para da ama ruhu çoktan aramızdan ayrıldı. Salih amel olarak neler yaptıysa sadece onlar gitti onunla. Sen eğer isyan etmeyip bu duruma sabredersen Allah sana da mükafat verir, o yüzden sabret ve deden için bolca dua et.” Dedim.

Evet hocam, sözlerinizde çok haklısınız. Zaten o bizim gibi değildi. Namazında niyazındaydı. Her vakit camiye giderdi. Ben mesela onunla beraberken asla namaz kaçırmazdım çünkü kolumdan tutup beni de yanında götürürdü. Elinden tespih, dilinden zikir düşmezdi. Mübarek bir adamdı dedem. Hocam ben sadece bir dede değil, aynı zamanda bir dost, bir sırdaş ve bir arkadaş kaybettim. Bunun acısını kim anlayabilir ki? Onun bendeki yeri çok farklıydı zaten ben onunla büyüdüm. Bakmayın annem ve babam var evet ama beni dedemle anneannem büyüttü. O yüzden onu kaybetmek çok ağır geliyor bana… dedi.

“İnsan kaybetmek herkes için zordur Furkan’cım, sadece senin için değil. Önemli olan bu ölümden ders çıkarıp bir adım ileri gidebilmektir. Çünkü büyüklerimiz söyler: Kişiye vaaz olarak ölüm yeter diye.” Dedim.

“Böyle bir kayıp yaşayan insan nasıl ders çıkarmaz ki hocam? Ben artık ölümü unutabilir miyim? Unutamam… En çok da bu zamana kadar yaptığım hatalar üzüyor beni. Dedem güzel bir insandı, Allah ile arası iyiydi. Bizim gibi değildi. Şu an düşünüyorum, ölüm benim kapımı çalsa ben bu duruma hazır mıyım diye… Asla değilim. Dedem kendini kurtardı, ben en çok kendime üzülüyorum.” Dedi.

“İnsan yaptığı hatalara karşı elbette üzülmeli ve pişman olmalı ama asla pes etmemeli, Furkan’cım. Allah’ın tevbe kapısı her zaman açıktır. Sen yeter ki o kapıya gitmek iste, O her zaman seni içeri alacaktır.”

“Elbette hocam, sizden de Allah razı olsun. Derdime ortak olup buralara kadar geldiniz. Ne güzel insansınız, daha yeni tanıştığınız bir insan için ne sıkıntılar çekiyorsunuz… Hakkınızı ödeyemem. Hayatımda hiçbir hocama karşı kendimi bu kadar yakın ve sıcak hissetmemiştim. Ama siz bende çok farklı bir dünya oluşturdunuz. Ve size utanarak bir şey itiraf etmek istiyorum..” dedi.

“Utanmana gerek yok Furkan, edebilirsin tabi ki.”

“Hocam, ben size yalan söyledim…” dedi ve ekledi; “Bana uçakta nereye gittiğimi sorduğunuzda dedemleri ziyarete gidiyorum demiştim. Ama buraya geliş amacım sadece o değildi… Aslında sevdiğim kızla yani Ayşe ile buluşmak için gelmiştim asıl amacım onla görüşebilmekti…” dedi.

Bu bölümü beğendiniz mi?

Paylaş:
forum

Yorumlar

Yorum Yaz

E-posta adresiniz yayınlanmayacaktır.

Yorumlar yayınlanmadan önce onaylanır.

progress_activity