history_eduKüçük Enişte

8. Bölüm / Heyecanlı Dakikalar

format_list_numberedBölüm 8 / 10

Namazı kıldıktan sonra camiden çıktım ve okula doğru yürümeye başladım. Hava çok sıcaktı ve bu sıcakta yürümek oldukça zordu. Fakat küçük kalpler beni bekliyordu, bu yüzden duramazdım.

Okula vardığımda okul müdürü beni karşıladı. Biraz sohbet ettikten ve bir bardak çay içtikten sonra salona doğru yürümeye başladık. O anlarda içimde farklı bir heyecan başladı. Fakat bu, topluluk önünde konuşacak olmamın bana getirdiği bir heyecan değildi. Küçük kalplere dokunabilecek olmamın heyecanıydı.

Kim bilir Furkan gibi kaç tane genç kardeşimiz vardı… Kaç tane Furkan modern çağın hastalıklarıyla içten içe çürüyordu ve farkında değildi. Kim bilir kaç tane Furkan’ın etrafı, sosyal medyayla, teknolojiyle ve futbolla kuşatılmıştı ve bu kuşatmadan kurtulmayı bekliyordu.

Sayıları kaç olursa olsun çok çalışmamız gerektiğini biliyordum. Bu düşüncelerle salona girdim. Çocuklar beni büyük bir coşkuyla karşıladılar. Ben de onlara aynı coşku ve heyecanla nasihat ettim ve gerekli öğütleri verdim.

Her biri birbirinden kıymetli, birbirinden zeki ve akıllıydı. Tertemiz bir kalple, masum bir tebessümle karşımda duruyorlardı. Her biri öğrenmeye açtı ve her konudan aç bırakılmıştı. Elimden geldiğince onları sözlerimle ve davranışlarımla doyurmaya çalıştım.

Konferans bittiğinde müdür bey yanıma gelerek teşekkürlerini iletti ve beni yemeğe davet etti. Çok ısrar etmesine rağmen gitmem gerektiğini, yolumun çok uzun olduğunu ve dönüş biletimi çoktan aldığımı güzel bir dille ifade ettim ve tekrar havalimanına doğru yola koyuldum.

Bu fırsattan istifade ederek eşimi aradım. Sesini ve gülüşlerini fazlasıyla özlemiştim. İşlerimi hallettiğimi ve tekrar havalimanına doğru yola çıktığımı haber verdim.

Furkan’a işlerimi erken halledersem yanınıza uğrarım demiştim. Furkan’ın dedesi Serik tarafında oturuyordu ve bulunduğum yerle oranın arası yaklaşık 40 km idi. Oraya gitmem, sonra tekrar havalimanına doğru yola çıkıp uçağa yetişmem pek mümkün değildi.

Zaten söz vermemiştim, işlerim biterse diye eklemiştim cümlelerimin sonuna. O yüzden rotamı değiştirmeden havalimanına doğru gitmeye devam ettim.

Furkan’la daha fazla mesai harcamak isterdim. Akıllı ve temiz kalpli bir çocuktu. Sadece yanlış yönlendirilmişti, hakikatlerden uzak tutulmuştu. Bir büyük olarak kimse elinden tutup onu bir yerlere götürmeye çalışmamıştı.

Onunla olan kısacık birlikteliğimizde ona çok şey öğrettiğimi biliyordum. Akıllı bir çocuk olduğu için öğrendiklerini göz ardı etmeyecek ve peşime düşecektir.

Havalimanına vardığımda eşyalarımı teslim etme vakti çoktan gelmişti ve hızlı adımlarla ilerliyordum. Telefonumun çalan sesiyle bir an duraksadım. Hep böyle sıkışık anlarda çalardı zaten. Sanki bütün dünya özellikle benim en dolu ve sıkışık olduğum anları bekliyordu benimle konuşmak için.

Ellerim dolu olduğu için telefona bakamadım. İşlerimi halledince dönüş yaparım diye düşündüm. Zaten muhtemelen eşim arıyordu. Başka kim arardı ki beni? Derken telefon tekrar çaldı ve üst üste çalması kalbime bir ürperti verdi. Çünkü telefonum ardı ardına yapılan aramalara karşı tecrübeli değildi, ben de öyle…

Daha fazla beklemeden eşyalarımı yere bıraktım ve telefonu elime aldım, ekrana baktım. Arayan Furkan’dı. Açtım ve “Buyur Furkan’cım, seni dinliyorum.” Dedim. Ağlamaklı bir sesle “Hocam, dedem vefat etti.” Dedi.

Bu bölümü beğendiniz mi?

Paylaş:
forum

Yorumlar

Yorum Yaz

E-posta adresiniz yayınlanmayacaktır.

Yorumlar yayınlanmadan önce onaylanır.

progress_activity