history_eduKüçük Enişte

3. Bölüm / Bulutların Üstünde

format_list_numberedBölüm 3 / 10

Arayan eşimdi. Zaten ondan başka kim arardı ki beni? Hayatta her konuda anlaşabildiğim, bütün sırlarımı korkusuzca paylaşabildiğim, yanında kendimi huzurlu hissettiğim, derdimi konuşmadan bakışlarla anlatabildiğim tek insandı o.

Bakışlarında aşk, gülüşlerinde mutluluk ve sesinde huzur bulunan biriydi. Sesini duyduğumda gönlüme gelen huzur, bunu fazlasıyla destekliyordu.

Havalimanına vaktinde yetişip yetişemediğimi sordu ve beni çok özlediğini söyledi. Halbuki ayrılalı daha iki saat bile olmamıştı ve bunu o da biliyordu. Ne olursa olsun varlığını ve sevgisini hissettirmeyi severdi.

Zaten önemli olan da bu değil miydi? Sevgiyi söylemek yerine hissettirmek, dil ile anlatmaya çalışmak yerine davranışlarla göstermek, yüz kere seni seviyorum demek yerine yerden koparılan bir çiçeği sevdiğine hediye etmek… Evet, asıl olan buydu; hissettirmek.

Bu davranışıyla sevgisini fazlasıyla hissetmiştim. Ama sadece hissettirmeyi seven o değildi. Ben de karşılık vererek onu çok özlediğimi, çok sevdiğimi ve sağ salim vaktinde yetiştiğimi söyledim. Birbirimizi Allah’a emanet ettikten sonra telefonu kapattık.

Bu süreçte, yöneldiğim iç hatlara çoktan gelmiştim. Giriş işlemlerimi hallettim, bavulumu ve eşyalarımı teslim ettim; ama kitaplarım hariç. Onları uçakta okumak için yanıma aldım. Ve içerideki banklardan birine oturup uçağın kalkacağı saati, anonsun yapılacağı dakikayı beklemeye başladım.

Beklerken boş durmamak adına yanıma aldığım kitaplardan birini açıp okumaya başladım. Gözlerim satırlar arasında gezinirken yan tarafıma birinin oturduğunu fark ettim. Cüsseli biri olduğu belliydi. Oturduğu zaman ayaklarını farkında olmadan iki metre açmıştı ve bacağını bacağıma değdirmişti. Ve gözleriyle okuduğum kitabı dikizliyordu.

Daha fazla dayanamayıp konuşmaya başladı; okuduğunuz kitap “Mustafa Kutlu’nun Nur adlı kitabı değil mi?” dedi kendinden emin bir şekilde. Evet, dedim. “Ben de yakın zamanda okumuştum ve etkisinden bir süre çıkamamıştım. Nur adında bir kadının hakikat arayışını ve bu arayışta başına gelenleri anlatıyor” dedi.

“Evet, doğru söylediniz benim de etkilendiğim ve severek okuduğum bir kitaptır. Yolculuk esnasında canım sıkılmasın diye yanıma almıştım. Uçağı beklerken biraz göz gezdirmek istedim” dedim.

Bu konuşmalar yerini sessizliğe bıraktı. Ben de kitaba göz gezdirmeye devam ettim. Bir müddet sonra beklediğim anons geldi. Ve artık bulutların üzerine çıkıp havada süzülme vaktiydi.

Yavaş adımlarla ilerlemeye devam ettim. Uçağın merdivenlerine geldiğimde güler yüzlü hostesler beni karşıladı. Biletime bakıp yerimi gösterdiler. Ön sırada, 10. Koltuktu. Yerime doğru gittim ve usulca oturdum. Yan tarafım boştu. Demek ki sahibi henüz uçağa binmemişti. Ortalık sakindi; sanırım ilk girenler arasındaydım.

Telefonumu uçak moduna aldım. Elimdeki eşyaları koltukların üst tarafında bulunan boşluğa koydum ve biraz dinlenmeyi ümit ederek gözlerimi kapatıp uçağın havalanmasını beklemeye başladım.

Yorgunluktan olsa gerek biraz dalmışım. Uyandığımda yan tarafım olmak üzere bütün boş koltuklar dolmuştu. Az önceki sessizlikten eser kalmamıştı. Yerine büyük bir uğultu hakim olmuştu. Yanımda oturan genç bir adamdı. Elinde telefon, kulağında kulaklık, ekrana kitlenmiş öylece oturuyordu. Hem oyun oynuyor hem de muhtemelen şarkı dinliyordu.

Görünüşü ve giyimi gerçekten dikkat çekiciydi. Saçları kısaydı ama sarı renge boyanmıştı. Ve kulağında bulunan küpe, “Ben de buradayım” diye bana el sallıyordu. Üzerinde Galatasaray forması, kollarında Galatasaray bileklikleri vardı. Fanatik olduğu çok belliydi. İlginç bir görünümü vardı. Bir insan saçlarını neden sarıya boyardı ki? Ama bu dikkat çekmek içinse bunu çok iyi başarıyordu.

Onu rahatsız etmemek adına gözlerimi üzerinden çektim ve önüme döndüm. Bu esnada anons geldi: “Uçağımız hareket etmek üzeredir. Lütfen kemerlerimizi takalım ve telefonlarımızı kapatalım.”

Ben zaten bunları yapmıştım ama genç adam dünyadan kopuk olduğu için hem bunları yapmamıştı hem de anonsu duymamıştı.

Kendisini uyarmak zorunda olduğumu hissettim. Hafifçe koluna dokundum; bir anda irkildi ve bana dönüp ne oldu der gibi başını salladı. Hâlâ kulaklığı çıkarmamıştı. Ben de elimle sesin geldiği yönü işaret ettim. Beni onaylamak ister gibi yine başını salladı ve önüne döndü.

İkimiz de sağlıklı insanlar olmamıza rağmen işaret diliyle konuşmuştuk resmen. Kulaklığı çıkarıp konuşma gereksinimi duymamıştı. Bu durum beni üzdüyse de çok takılmadım; önüme döndüm ve gözlerimi tekrar kapatıp uçağın havaya kalkmasıyla kendimi bulutların üzerinde uçuyormuş gibi hayal etmeye başladım.

Bu bölümü beğendiniz mi?

Paylaş:
forum

Yorumlar

Yorum Yaz

E-posta adresiniz yayınlanmayacaktır.

Yorumlar yayınlanmadan önce onaylanır.

progress_activity