5. Bölüm / Gönüldeki Gizem
Aramızdaki sessizliği bir an önce bozmak istiyordum ama içecek dağıtmak için gelen hostesler benden önce davranarak bu sessizliği çoktan bozmuşlardı. Furkan, daldığı rüyadan uyanarak bir bardak filtre kahve istedi, ben de sadece su istemekle yetindim.
“İçecekler geldiğine göre sorumun cevabını bekliyorum,” dedim. Furkan kendinden emin bir şekilde, “Sevdiğim kıza ait, hocam,” dedi.
Bu kadar genç yaşına rağmen bir kızı seviyor olması beni şaşırttı, ama onu ürkütmemek için şaşkınlığımı belli etmedim. “Kimdir bu kız? Anlatmak istersen seve seve dinlerim,” dedim.
Bu beklediği bir soruydu ve hiç tereddüt etmeden anlatmaya başladı: “Okulda tanıştık. Karşı sınıfta okuyan güzeller güzeli, bütün okulun göz bebeği ve kalbimin sahibi Ayşe. Bütün sınıf ilişkimizi bilir ve her teneffüs beni karşı sınıfa yollarlar, arkamdan ‘enişte’ diye bağırarak.” Dedi.
Bu sefer şaşkınlığımı gizleyemedim ve sesli bir şekilde “Bu yaşta enişte oldun demek, ha?” diyerek omzuna hafifçe dokundum. Benim tepkimi gördükten sonra utandı, kızardı ve tekrar önüne doğru dönüp sessizliğine çekilmeyi tercih etti.
Ben de önüme döndüm ve tekrar aramıza giren sessizliği fırsat bilip biraz etrafıma bakarak uçakta bulunan yolcuları izledim. İzlediğim manzara bana, her insanda bulunan ortak bir özelliği sundu. O da; sürekli ekrana kitlenen gözler ve hiç durmadan ekran üzerinde kayıp giden parmaklardı. Yaş fark etmeksizin bazıları oyun oynuyor, bazıları müzik dinliyor, bazıları sosyal medyada sörf yapıyor ve bazıları da Instagram hesaplarındaki reels bölümünde kayboluyorlardı.
Kitap okuyan, uyuyan veya birbiriyle sohbet eden insan bulmak çok zordu. Kuşatıldığımızı fark ettim bir an, her açıdan dört bir yandan etrafımızın sarıldığını hissettim. Furkan’a baktığımda bunu çok daha net görüyordum. Çok genç olmasına rağmen bir kızla gayrı meşru ilişki yaşıyordu. Bütün hayatını sadece hayranı olduğu bir futbolcuya endekslemişti ve genç yaşına rağmen arkadaşları arasında enişte ünvanına sahip olmuştu.
Biz Furkan’ı genç yaşında çoktan kaybetmiştik. Furkan, kalbi ve ruhu daha dün tanıştığı kız tarafından ele geçirilmiş, zevkleri ve hobileri Müslüman olmayan bir futbolcu tarafından istila edilmiş, zihni sosyal medya ve teknoloji tarafından çürümeye başlamış bir genç olarak karşımda duruyordu.
Onu etrafını kuşatan bu engellerden çıkarıp kurtarmam gerektiğini biliyordum. Ama etrafı öyle bir sarılmıştı ki yaklaşmak oldukça zordu ve tehlikeliydi. Çünkü ağzımdan çıkacak yanlış bir kelime, yanlış bir hamle onu elimden alıp götürebilirdi. Bu sebeple zaaflarından ilerlemeyi tercih ettim.
Gözlerini benden kaçırmak için fırsat bildiği ve usulca yudumladığı kahvesi artık bitmişti. Plastik bardağını elleriyle ezdi ve tekrar yerine koydu. Benden çekiniyordu, o yüzden rahatlatmak için “Onu çok mu seviyorsun?” diye sordum.
“Evet hocam, onu çok seviyorum ve ilk gördüğüm günden beri ona âşığım. O da beni seviyor, ilgi gösteriyor ve benim için fedakarlık yapıyor. Böyle biri sevilmez mi?” dedi. “Elbette sevilir ama bunun için doğru zamanı beklemek gerekmez mi?” dedim. “Hocam, sevmenin doğru zamanı mı olurmuş? İnsan seveceği ve âşık olacağı zamanı seçemez ki. Bu insana bir anda gelir ve bir daha kurtulması mümkün olmaz.” Dedi.
Söylediklerinde haklıydı, gerçekten zeki bir çocuktu ve kendinden emin bir şekilde konuşuyordu. “Evet, seçemez elbette ama Allah’ın razı olmadığı ve yasakladığı bazı meselelerde iradesine hakim olup kendini tutabilir. En azından ileride evleneceği insanı düşünüp kendini o insana saklayabilir. Çünkü şu an sevdiğin ve beraber olduğun insanla yarın evleneceğini ve yuva kuracağını garanti edemezsin” dedim ve devam ettim, “Şöyle düşün Furkan’cım, görüştüğün bu insanla bir şekilde görüşmeyi bıraksan ve yuva kuracağın vakit geldiğinde senin karşına önceden yıllarca biriyle görüşmüş, gezmiş ve vakit geçirmiş bir insan çıksa onu eş olarak kabul edebilecek misin?” diye sordum.
Hemen yerinden fırlar gibi oldu ve sesli bir şekilde, “Hayır, tabi ki hocam, bunu nasıl kabul edebilirim? Ben meseleyi hiç bu açıdan düşünmemiştim. Haklısınız, sadece bu günü değil, yarını da düşünmek lazım” dedi.
Onu radarıma çoktan almıştım ve hedeflediğim soru işaretlerini aklının bir köşesine koymuştum. Daha fazla sıkmamak için önüme döndüm ve yüzümde oluşan ufak bir tebessümle arkama yaslanıp genç adamı, aklının köşesine yerleştirdiğim soru işaretleriyle baş başa bıraktım.
Ben de gözlerimi kapatıp bulutların üstünde uçtuğumu hayal etmeye devam ettim.
Bu bölümü beğendiniz mi?