1. Bölüm / Güneş Doğmadan
Sabahın erken saatlerinde kulağımın dibinde zangır zangır çalan alarmın sesiyle açtım gözlerimi. Her zamanki gibi kurduğum ilk alarmla değil, uyanamam diye peş peşe kurduğum alarm sesleriyle uyanmıştım.
Saate baktım, saat 05.26 civarıydı. Beni bu kadar erken uykudan uyandıran iki sebep vardı: Birincisi kılacağım sabah namazı, ikincisi saat 08.00’da yetişeceğim uçağım.
İnsan güne sabah namazıyla başlamalıydı elbet. Allah’a yapılan ibadet, gönle huzur, güne bereket veriyordu. Bu bereketi elde edebilmek için yatağımdan usulca indim ve soğuk suyla abdest alıp kendime gelebilmek için lavaboya doğru yöneldim.
Yine aynı ağrılarla uyanmıştım. Sanki dinlenmek için değil de daha çok yorulmak için uyuyordum her gün. Her sabah uyandığımda üzerimden araba geçmiş gibi hissetmek, alışkanlık haline gelmişti. Acaba benim gibi olan başkaları da var mıydı? İnsan dinlenmek için uyurdu, bense sanki daha çok yorulmak için uyuyordum.
Soğuk suyla aldığım abdest, beni fazlasıyla kendime getirmişti ama henüz tam anlamıyla enerjimi alamamıştım. Tekrar yatak odasına gelip eşimin yanağına ufak bir öpücük kondurdum. O ufak öpücüğün, onun uyurken yüzünde oluşturduğu hafif tebessüme hayran kalıyordum. Ve bu tebessümü görmeden güne başlayamazdım.
Eşimi de namaza kaldırdıktan sonra namazımı kıldım. Yola çıkmak için gerekli olan bütün hazırlıklarımı tamamladım. Tamamladım dediysem, ben bir şey yapmadım, sadece eşimin hazırladığı çantaları alıp kapının yanına koydum.
Dün gece yatmadan önce benim yerime eşim bütün hazırlıkları yapmıştı, neye ihtiyacım varsa hepsini çantaya koymuştu. Sanki beni benden daha iyi tanıyormuş gibi, ihtiyacım olabilecek bütün her şeyi yerleştirmişti.
Zaten evlilik bu değil miydi? Seni senden daha iyi tanıyan, seni senden
Önce düşünen biriyle bir ömür geçirmek… Evet, tam olarak buydu.
Bunları düşünürken yüzümde oluşan tebessüm çok sürmedi. Çünkü birazdan eşimi geride bırakarak uzun bir yolculuğa çıkacaktım. Ondan ayrı kalmak benim için oldukça zordu. Ama bu ilk değildi, o yüzden bir an önce vedalaşıp çok duygusal bir ortam oluşturmadan çıkmak için acele ettim.
Tam çıkmak üzereyken yolculuk esnasında okuyabilmek için yanıma kitap almadığımı fark ettim. Kitapsız insan nasıl yolculuk yapabilirdi? Bir insan kitapsız nasıl gezebilirdi? Bu mümkün değildi, o yüzden birkaç tane kitap almak için tekrar eve girdim. Çalışma odasına yöneldim, kütüphanenin kapaklarını açtım ve gözlerim okumadığım bir kitap aramaya başladı.
Korkarım kütüphanede okumadığım kitap kalmamıştı. Ama bu durum yanıma kitap almaya asla engel değildi. En sevdiğim ve defalarca okumama rağmen okumaktan sıkılmadığım kitaplardan seçtim. Çantama koydum ve tekrar uçağa yetişmek için evden çıktım, arabaya doğru yöneldim.
Dün gece işten geldikten sonra evin önünde park yeri bulamadığım için arabayı biraz uzağa park ettiğim aklıma geldi. Henüz güneş doğmadığı için hava oldukça soğuktu ve bu soğukta yürümek gerçekten zordu.
Ayaklarım ve bedenim bu durumdan ne kadar rahatsız olsalar da uçağa yetişebilmek için onları yürümeye ikna ettim ve arabaya doğru hızlı adımlarla yürüdüm.
Sabah erken saatte kalkıp evden çıkmanın zorlukları vardı elbette; havanın soğukluğu, karanlıkta nereden geldiği bilinmeyen köpek sesleri ve dışarıda olduğu için arabanın buz tutmuş camları gibi.
Ama bütün bu zorluklarla mücadele edebileceğim sağlıklı bir bedenim ve beni bir yerden bir yere götürebilecek bir arabam olduğu için Rabbime şükrettim. Ya olmasaydı, o zaman ne yapardım?
Arabaya kadar olan mesafeyi bu düşüncelerle birlikte tamamladım. Çantamı bagaja yerleştirdikten sonra şoför koltuğuna geçtim ve arabayı çalıştırdım.
Peki bu kadar erken kalkmamı sağlayan, bu kadar zorlukla beni mücadele ettiren sebep neydi ve ben nereye gidiyordum?
Bu bölümü beğendiniz mi?