
Hamnet
Maggie O'Farrell
Hamnet
Maggie O'Farrell
rate_reviewKişisel İnceleme
Hadi gelin, kitabın adamlarıyla paralel bir şekilde, neden böyle hissettiğimi sizlere de anlatayım.
Kitap, Shakespeare'in (kitapta adı hiç geçmiyor ama biz biliyoruz ki o) oğlu Hamnet'in, ikizi Judith'in hastalığna çare aramak için evde koşturmasıyla başlıyor. Buradaki o telaş hissi aslında güzel verilmiş ama sorun şu ki; o telaş bir türlü genel bir tempoya ve çözüme dönüşmüyor.
Yazar, hikayeye Agnes (Shakespeare'in karısı) karakterini dahil ettiğinde beklentim çok yükselmişti. Agnes başta öyle bir anlatıldı ki; doğayla iç içe, şifacı, elinde kerkeneziyle (Doğan, Şahin türünden yırtıcı bir kuş) gezen, insanların geleceğini veya içini görebilen o gizemli, vahşi kadın... Tamam dedim, bu kadın hikayeyi alıp götürecek. Ama ne yazık ki Agnes, o müthiş girişten sonra giderek silikleşen, sadece yas tutan bir anne figürüne hapsolup kalan bir karaktere dönüştü. O ilk başta kurgulanan "özel kadın" imajı, kitabın ilerleyen kisımlarında içi boş bir balona dönüştü benim için.
Kitabın ortalarına doğru, yazar bizi geçmişe götürüp Agnes ile kocasının nasıl tanıştığını nasıl evlendiklerini anlatıyor. İşte burası benim için kitabın koptuğu yer oldu. Satırlar o kadar ağırdı ki... Bir sayfa boyunca hatta bazen iki sayfa boyunca, bir elmanın kokusundan, bir kumaşın dokusundan ya da o anki hava durumundan bahsediliyor. Betimleme yapmak tabii ki iyidir ama hikayenin akışını durduracak kadar detay boğucu oldu benim için.
Sanki yazarımız, "Bakın ne kadar güzel cümleler kurabiliyorum," demek istemiş de hikaye anlatmayı biraz unutmuş gibi. Olay örgüsü ilerlemiyor, sürekli bir durağanlık hakim.
Kitabın ikinci kismı tamamen Hamnet'in ölümü ve sonrasındaki yas süreci üzerine kurulu. Tabii ki bir cocuğun ölümü trajik tabii ki bir annenin ve babanın evladını yitirmesi çok zor ve acısı derin. Ama kitap o kadar mesafeli bir dille yazılmış ki, (daha önce, sevdiği insanları kaybetmiş ve yaslarını tutmus birisi olarak) o acıyı bir türlü hissedemedim. Agnes'in acısı bile bir noktadan sonra tekrara düşmeye başladı.
Finalde hikaye meşhur Hamlet oyununa bağlandığında, yazarın beni saşırtmasını ya da o büyük epik sonu vermesini bekledim. Ama hayır, yine aynı durağanlık, yine aynı donukluk. Agnes'in Londra'ya gidip oyunu izlediği sahne, kitabın en kilit ânı olması gerekirken benim için sadece "bitse de kapatsam" dediğim bir bölüme dönüştü.
Açıkçası, sırf popüler diye, her yerde reklamı yapılıyor diye bu kitaba ayıracağınız zamana yazık olabilir. Zaten fark ettiyseniz okurken kanalda pek fazla alıntı yapamadım. Çünkü kitabı okurken alıntı yapabileceğiniz satırlarda yüzemiyorsunuz. Eğer tarihi kurgu hayranıysanız ya da "hikayeden ziyade kelimelerin dansını severim" diyorsanız belki bir şans verebilirsiniz, orası size kalmış. Ama sürükleyici, karakterle bağ kurabildiğiniz ve bittiğinde sizi sarsan bir kitap arıyorsanız, bence "bu kitap'' o kitap değil.
Emin olun, bu kitabı okumadığınızda dünya edebiyatından çok büyük bir parça kaybetmiş olmayacaksınız. Bazen popüler olan, sadece popüler olduğu için elden ele geziyor, hepsi bu.
Herkese bol kitaplı günler ve keyifli okumalar diliyorum. Selam ve dua ile.



